(PerYon dergisinde yayınlanan yazım)

Bir yaşam döngüsü içerisinde görülen teknolojik gelişmelere insan her geçen gün daha da şaşırmadan edemiyor…

1943 yılında $500.000 maliyetle üretilen ilk bilgisayarın ağırlığı 30 tondu. 30 metre uzunluğu ve 2.4 metre yüksekliği ile 167 metrekare bir alanı kaplıyordu.

1969 yılında Apollo 11’in 356.000 km. uzaktaki aya gidip geri dönmesini sağlayan bilgisayar 64 Kbyte belleğe ve 0,043 Mhz işlemciye sahipti. Bugün birçoğumuzun cebinde taşıdığı, yanından bir dakika bile ayırmadığı o küçük ekranlı dostlarımız, Apollo 11’i aya götürüp getiren bilgisayardan binlerce kat  daha güçlü ve yüksek kapasiteli.

 
 

Günümüzde teknoloji sadece güç ve kapasite olarak değil, şekil ve kullanım olarak da çok farklı formatlarda karşımıza çıkıyor. Hayatımızdaki dört ekranın (Televizyon, Bilgisayar, Tablet, Akıllı Telefon) yanına şu an fantastik yenilikler olarak gözükmekle birlikte, çok yakın zamanda muhtemelen günlük yaşamımızın parçaları olacak ekranlar geliyor. Akıllı gözlük, akıllı saatler ve benzeri cihazlar taşınabilirlik kavramını yeni boyutlara çekiyor. Artık "taşınabilirlik" kavramı yerini "giyinebilirlik" kavramına bırakıyor. Tek elinizle, tek parmakla bilgiye ulaşmak ve iletişim kurmak güzel, ama alternatifi aynı şeyleri ellerinizi bile kullanmadan yapmak olduğunda?...

Google Glass giyilebilir teknolojilerden bahsedildiğinde ilk akla gelen örneklerden. Sesle kumanda edilebilen, tek bir komutla fotoğraf çekebilen veya video kaydı başlatabilen, çektiklerinizi anında sosyal ağınızda paylaşmanıza fırsat veren, sesle mesaj gönderebildiğiniz, harita üzerinden rotanızı gösteren, sesli sorduğunuz sorulara Internet araması ile yanıt veren, seyahatlerde size anında çeviri yapabilen ve her şeyi sizinle küçük bir ekran üzerinden paylaşan bir akıllı gözlük.

Bir başka giyilebilir teknoloji hala prototip halinde olan ama 2015 yılında tüketicilere yaygın ulaşması beklenen akıllı kulaklık. Sesle kumanda edilebilen ve size sesli olarak bilgileri aktaran ufacık bir kulaklık. Bulunduğunuz yeri anlayıp bilgi paylaşan, size yolu tarif eden, önemli mesajlarınızı sizle anında paylaşan, her an yanınızda olan bir yardımcı.

Las Vegas’da yılda bir gerçekleşen Consumer Electronics Show (CES) günlük yaşamımızda yer edinecek geleceğin cihazlarının tanıtıldığı bir fuar olarak tüm teknoloji severlerin ilgisini çekmeye devam ediyor. Giyilebilir teknolojiler son iki yılın CES etkinliklerinde önemli yer edindiler.

Şaşırtıcı yenilikerden biri 2013 CES etkinliğinde Samsung’un tanıtımını yaptığı, kağıt gibi kıvrılabilen, yüksek çözünürlüklü esnek ekranlar. Bunun bir uzantısı da 2014 CES etkinliğinde gördüğümüz esnek bilgisayarlar. Bu ve benzeri ekran formatları, yakın gelecekte, “giyilebilir teknoloji” kavramını gözlük, saat, kulaklık gibi aksesuar formatlarından, gerçek anlamda üzerimize giyebildiğimiz kıyafetler olarak karşımıza çıkaracak.

Bu sene karşımıza çıkan “giyinebilir teknoloji” kavramını hayatımızın bir parçası haline getirecek yenilikler bunlarla da sınırlı değil… Hız, mesafe, konum, harita bilgilerini anında paylaşıp, diğer arkadaşlarınızla dağda iletişimi sağlayan kayak gözlükleri... günlük performansımızı, ne kadar aktif olduğumuzu takip edip raporlayan çoraplar... ateş, solunum, ıslaklık detektörleri entegre edilmiş bebek kıyafetleri... ve daha birçok yenilik şu an prototip veya ön tanıtım aşamasında olsalar da, önümüzdeki 3-5 yıl içinde yaşamımıza entegre olacaklar.

Deloitte Consulting 2014 yılında 10 milyon giyilebilir cihaz satılacağını söylüyor. Bu yaklaşık 3 milyar dolarlık bir pazar anlamına geliyor. Bu sadece bireysel kullanıcıları dikkate alan bir tahmin. İleriki yıllarda, şirketler iş süreçlerine giyilebilir teknolojileri entegre ettikleri anda, bu pazar daha da büyüyor olacak.

Bütün bu gelişmeler, bir taraftan hayatımızı ne kadar kolaylaştıracaklarını düşündükçe bizi heyecanlandırırken, diğer taraftan, birçok yeni teknoloji ile paralel karşımıza çıkan, özel hayata etkileri konusunda tartışmaları da beraberinde getirecektir. Tabi bütün bu değerlendirmelerde yaklaşım, riski önlemek için inovasyonu frenlemek yönünde değil, bu yeniliklerin etik kurallar çerçevesinde yaşamımıza nasıl entegre edilebileceğini düşünmek yönünde olmalıdır.

Mustafa İÇİL

Stratejik Pazarlama Danışmanı

Comment