(PerYon dergisinde yayınlanan yazım)

İnternetin hayatımıza girmesiyle birlikte başlayan dijital dönüşüm, dinamizmi ve iletişim açısından içerdiği olanaklar sayesinde hayatımızın birçok alanında geri dönüşü mümkün olmayan değişiklikleri de beraberinde getirdi.

 
 

Nasıl elektriksiz bir dünyayı gözümüzde canlandıramıyorsak, bugün yaşı otuz civarında olanlarımız bile internet olmadan hayatın nasıl olduğunu hatırlamakta zorlanıyor. Daha genç kuşaklar için online olmanın ifade ettiği önemden söz ederken “oksijen” benzetmesini yapanlara rastlamaksa artık insana pek şaşırtıcı gelmiyor.

İnternetle birlikte hem bireysel hem de sosyal yaşamlarımızda gerçekleşen dönüşüm, kurum ve markalar için de hedef kitleye en etkin şekilde ulaşmayı ve fikir alışverişini son derece kolaylaştırdı. Gerek yaygın gerekse kurum içi sosyal paylaşıma olanak tanıyan platform ve araçlar, bunun günlük yaşamımızdaki en somut örneğini oluşturuyor.

Konunun ülkemiz açısından taşıdığı öneme dikkat çekmek açısından tam da bu noktada genç nüfusu ile öne çıkan Türkiye’nin, son yıllarda internet kullanımında kat ettiği mesafeden söz etmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından Mayıs 2013’te açıklanan 1. Çeyrek Pazar Verileri Raporu’nda yer alan değerler, Türkiye’de internet kullanımının mevcut durumda geldiği noktayı ve yüksek potansiyelini anlamamız açısından çarpıcı veriler ortaya koyuyor: 

Sayılara boğulmadan çok kısaca söz etmek gerekirse, Türkiye’deki genişbant internet abonesi sayısı, 2013 yılı birinci çeyrek sonu itibarıyla 20,3 milyonu geçmiş durumda. Bunların 12,4 milyonunu mobil bilgisayardan ve cepten internete bağlananlar oluşturuyor. Aynı dönem içerisinde toplam internet kullanım miktarı mobilde 24.233 TByte, sabit genişbantta ise 677.682 TByte olarak gerçekleşmiş. 

Sadece bu verilerin bile Türkiye’nin hem bireysel hem de sosyal alanda interneti benimsediğini ve bu trendin devam edeceğini doğrulamak için yeterli olduğunu düşünüyorum.

Çoğumuzun bilgi ve içeriğe erişmek için en az 3 ekran üzerinden hem iş hem de özel hayatını sürdürdüğü bir dünyada yaşıyoruz. Artık herhangi bir konuda insanların neler düşündüğünü anlamak, görüşlerine başvurmak veya mesajımızı iletmek için geleneksel iletişim yöntemleriyle sınırlı kalmak yeterli olmuyor. Bilgisayara tablet ve akıllı telefonun da eklenmesiyle artık her zaman ve her yerden bilgi edinmekle kalmayıp, aynı zamandaendini ifade edip etkileşim içinde olmanın da olağan, hatta zorunlu olduğu bir dünya ile karşı karşıyayız. 

Kendini tek yönlü ifade etmeye dayalı geleneksel iletişimin kurallarını kökten değiştiren bu yapı, arzu etmedikleri türden görüşlere maruz kalmaya alışkın olmayan bazı kurumlar tarafından başlangıçta direnç veya en azından temkinle karşılansa da, sağladığı nimetler kısa süre içerisinde fark edilmeye başladı. Kurumlar yeni iletişim araçlarına kapılarını kapatmak yerine onu daha iyi anlayıp yönetmenin yollarını aramaya başladılar. “Online itibar”ın önemi her geçen gün daha fazla anlaşılırken, ölçümlenmesi ve yönetimi konusunda profesyonel danışmanlık hizmeti alan kurum ve markaların sayısı da sürekli artmaya devam ediyor.

Konu sadece sosyal medyada var olmakla da sınırlı değil. Teknolojinin de kaldıraç etkisiyle kişilerarası etkileşime olanak tanıyan platformlar, kurum içinde yürütülen iş ve iletişim süreçlerinde de daha katılımcı ve verimli karar mekanizmalarının hayata geçirilmesini kolaylaştırıyor. 

Günümüzün sosyal platformları ve işbirliği araçları sayesinde etkileşim ve katılımcılığın sihirli gücünden kurumların da yararlanması mümkün hale geliyor. Bunun geniş bir yelpazeye yayılan çok farklı uygulama alanları olabilir. Basit bir anketten personelin planlanan yeni bir uygulamaya ilişkin iç görü ve yorumların alınmasına, hedef ve başarıların paylaşılmasından bir projenin çok sayıda kişi tarafından eş zamanlı yürütülmesine kadar…

Özetle söylemek gerekirse günümüzde sosyal olan, konuşan ve konuştuğu kadar dinlemeyi de bilen kurumlar bugün de gelecekte de kazanmaya daha yakın olacak. Zira kurumların bir anlamda sürdürülebilir gücü demek olan itibarını artık yalnızca cirosu ve sağladığı özlük hakları değil, hem iç hem de dış paydaşlarına karşı ne kadar şeffaf olduğu, onları ne kadar iyi dinleyip anladığı, onlara ne kadar diyalog ve katılımcılık fırsatı sunduğu belirliyor.

Mustafa İÇİL

Comment