(PerYön dergisinde yayınlanan köşe yazım)

Son yirmi yılda dünyanın her yerinde teknoloji ve internet dünyasında yaşanan sayısız gelişmeye bağlı olarak hem işte hem de özel yaşamımızda çok şey değişmiş olsa da, tüm bu dinamizm içinde geçerliliğini koruyan bir konu var, o da içeriğin önemi.

 
 

Gerçekten de aradan geçen süre içerisinde internete bağlı kişi sayısı, bant genişlikleri, cihaz ve platformlardaki gelişme ve çeşitlilik katlanarak artarken, “içerik kraldır” ifadesinin kehanet değil son derece isabetli bir tespit olduğu her geçen gün tekrar tekrar kendini kanıtladı. Teknolojik açıdan ne kadar ileri olursa olsun sunulan sayısız hizmet ve ürün arasından yalnızca insanların hayatlarını kolaylaştırmaya, onların istek ve ihtiyaçlarına cevap vermeye odaklananlar başarılı ve kalıcı olabildi. Kullanıcıların kendi içeriklerini oluşturup paylaşmasına imkan tanıyan platformların ortaya çıkmaya başladığı 2000’li yıllar tüm bu sürecin önemli kilometre taşlarından biri.

Kişilerin hem kendilerini ifade edebildiği hem de dijital dünyanın dışında olup bitenler konusunda tepkilerini anında ve aracısız olarak paylaşabildiği sosyal platformların hayatımıza girmesi ise “kişiselleştirilmiş” içerik üretimi ve tüketimine kitlesel bir boyut kazandırdı. Bu tabloya akıllı telefonlar ve tabletin de hayatımıza girmesiyle hem üretim hem de tüketim cephesi “süreklilik”le tanıştı. Artık kullanıcılar bilgiye ve içeriğe birden fazla cihaz üzerinden erişiyor ve bunlar arasında sürekli geçiş yapıyor. Evde okuduğu habere veya izlediği videoya otobüste, vapurda devam edebiliyor.

Eğlencenin yanı sıra bilgiye de video içerik üzerinden ulaşmak giderek yaygınlaşıyor. İnsanların online ortamda sadece sevimli evcil hayvanları değil, yemek tarifleri, araba tamiri, son moda makyaj uygulamaları gibi konuları da izlemeyi tercih ettiği zengin içerikli, herkesin ilgi alanına göre istediği zaman her yerden erişebileceği zengin bir içerik dünyasıyla karşı karşıyayız.

Herkes kral veya kraliçe olabilir

Gelinen noktada teknoloji tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar geniş kitlelerin yaratıcılıklarını ortaya koymalarına ve çıkan yeni gelir modelleri sayesinde bu içeriklerin maddi kazanca da dönüşmesine olanak sağlıyor. Özellikle video içerik alanında bir süredir bambaşka bir dönüşüm yaşanıyor. Örneğin başlangıçta sadece kişisel videoların paylaşıldığı bir web sitesi olarak yola çıkan YouTube, bugün hem bireylerin hem de kuruluşların kendi kanallarını kurup canlı yayın yapabildiği ve yarattıkları içerikten gelir elde edebildikleri bir platform haline geldi. İşin boyutunun kavranması açısından çarpıcı bazı istatistiki verilere göz atmakta fayda var:

Her ay 1 milyar tekil ziyaretçi tarafından ziyaret edilen YouTube’a dakikada 100 saatlik video yükleniyor. İzlenen video miktarı ise önceki yıla göre %50 artışla ayda 6 milyar saat düzeyine ulaşmış durumda. Söz konusu izleme trafiğinin %25’inin günde bir milyardan fazla görüntülemeyle mobil cihazlar üzerinden oluştuğu düşünüldüğünde durum daha da ilginçleşiyor.

Nielsen’in araştırmasına göre YouTube, Amerika Birleşik Devletleri’nde herhangi bir kablo TV şebekesinden daha fazla 18-34 yaş grubu izleyiciye ulaşıyor.

Video içerikten gelir elde etme konusunda örnek oluşturan modellerden biri olan YouTube İş Ortaklığı Programı bünyesinde de aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 30’dan fazla ülkeden 1 milyonu aşkın içerik sahibi, videoları izlenirken gösterilen reklamlar üzerinden aktif olarak para kazanıyor. Hatta bunlar arasında yıllık altı haneli gelir elde eden binlerce kanal yer alıyor. İşin en çarpıcı yanlarından biri de fikri mülkiyeti korumaya yönelik olarak geliştirilen ve içeriğin özgünlüğünü garanti almaya yönelik ContentID gibi teknolojik çözümler sayesinde asıl hak sahibi dışındakilerin kopya içerikten gelir elde etmesinin engellenebilmesi. Bu sayede içeriği yaratanlar bu tür kullanımları engelleme ya da kim üzerinden görüntülenirse görüntülensin kendi içeriklerinden para kazanmaya devam etme seçeneğine sahip oluyor.

Bütün bu gelişmeler ve veriler ortaya son derece ilginç ve heyecan verici bir tablo çıkarıyor. Kaliteli bilgi ve içeriğin dünyanın dört bir tarafına dağılmış yüz milyonlarca kişi tarafından doğrudan takdir edilip ve ödüllendirilebildiği yeni bir sosyal, kültürel ve ekonomik yapının oluşmasına hep birlikte tanık oluyoruz. Tanıklığın bir adım ötesine geçip bu işleyişe dahil olmaksa tamamen bize bağlı. Çünkü artık geldiğimiz noktada artık herkes içerik kralı/kraliçesi olabilir, en azından deneyebilir...

Mustafa İÇİL

Stratejik Pazarlama Danışmanı

Comment