Her anımız bir selfie karesi, her aktivitemiz sosyal medyada “beğenme”, “artı birleme”, “favorileme” tıklarına maruz kalan videocuklar. Yaşıyoruz, yaşadığımızı anında kareliyoruz, anında paylaşıyoruz ve anında tüketiyoruz. “Trending Topic” olan veya öz Türkçemiz ile “Gündeme Oturan” konular günler, hatta bazen saatler içinde gündemden düşüyor.

Selfie çekiyoruz normal bir fotoğraf karesi yerine... çünkü kendimizi, o anki enerjimizi, tüm yakınlığıyla ve sadeliği ile yansıtmak amacınız o karede, başkasının gözünden bir kurguyu hatırlamak değil istediğimiz... bir metreden ötesi başkasının enerji alanı.

Snapchat kullanıyoruz. Bu uygulama ile gönderdiğiniz fotoğraflı veya videolu mesaj karşı taraf açtıktan sonra, Görevimiz Tehlike dizisindeki gibi, saniyeler içinde kendisini yok ediyor... çünkü anı yaşarken anında paylaşmak önemli... 10 saniyeden öncesi nostalji.

Vine ile video kaydedip paylaşıyoruz... çünkü 5-6 saniye iyi karelendiğinde uzun metrajlı bir filmden daha güçlü yansıtabiliyor bir duyguyu, konsantre bir içecek gibi tüketiyoruz saf, katıksız, etkili... birkaç yudumdan fazlası tadını kaçırır.

Bilgiyi 140 karakterlik mesajlarla tüketiyoruz Twitter’da... çünkü kısa zamana çok söz sıkıştırmak değil, az söze çok zaman sıkıştırmak amacımız... Gereken sözden fazlası çalar yaratacağınız, üreteceğiniz zamanı.

Ben de uzatmayacağım daha fazla sözü, ama ortaya atacağım gene aynı soruyu:  Dijital çağ bizi daha üretken mi yaptı daha sabırsız mı? Benim yanıtım ortada. Peki ya sizin yanıtınız?

Mustafa İÇİL

Stratejik Pazarlama Danışmanı

Comment