Yenilikçi şirketlere baktığımızda her birinde inovasyonun farklı bir yaklaşımla tetiklendiğini görürüz. Bazıları şirket içinde her bireyin katkısını açığa çıkaracak bir kültürü benimser; bazıları kuluçka merkezleri veya benzer yapılar ile dışarıdan gelecek inovasyonlara kapılarını açar; bazıları ise daha merkeziyetçi bir yaklaşımla inovatif bir liderin yönlendirmesi ile stratejisini çizer. Apple'da Steve Jobs döneminde bu merkeziyetçi yaklaşımı görmekteydik. Talep göreni taklit etmekten çok, tüketicinin farkında olmadığı ihtiyaçları ön görerek, yepyeni inovatif fikirleri büyük cesaretle hayata geçiren yapısı, o dönemde, Apple'ı tutku duyulan bir marka haline getirdi. Her merkez odaklı şirkette olduğu gibi, Steve Jobs liderliğinde bir Apple ile onun olmadığı bir Apple aynı DNA'ya sahip mi sorusu herkesin uzun zamandır zihninde. Son dönemlerdeki lansmanlarında sunduğu yeniliklerle müşterilerini şaşırtmayı eskisi gibi başaramayan Apple, yine de sağlam bir sadık müşteri kitlesine ve başarılı bir büyüme grafiğine sahip. Burada sorulması gereken ise Apple tahtını korumak için doğru bir strateji mi izliyor, yoksa uzun yıllar oluşturduğu güçlü marka sadakatinin kalan kredilerini mi kullanıyor? Bir gerçek var ki hala Apple ürünleri tasarımları, teknolojileri ve kanal stratejileri ile kalitesinden ödün vermiyor. İnovasyon sadece yok olanı var etmek değil, aynı zamanda var olanı başkalarından farklı sunabilmektir. Birçok firma bu ikinci yaklaşımla da ayakta kalacak, rekabet avantajını sürdürecektir, ancak bu Apple için geçerli mi? Bu soruya yanıt vermek çok kolay değil, ancak yıllarca büyük ve öncü inovasyonlarla marka değerini oluşturmuş Apple'dan beklentilerin daha yüksek olduğu bir gerçek.

Comment